Bir Yaşam Alanı: Toplu Ulaşım Araçları3 Dk. Okuma

*Türkiye’nin kültür mozaiği.

Şimdi. Fotoğrafa kısa bir süre baktığınızda içiniz sıkılıyor, biliyorum. Hatta, dört mevsim sürekli, o, burun direklerinizi kıran, garip, kesif kokuları da hissediyorsunuzdur. Fakat, şimdilik bunları bir kenara bırakalım.

Bizi ilgilendiren, fotoğrafa baktığınızda gördüğünüz, anımsadığınız: Nüfus yoğunluğu, göçler, ekonomik dar boğazlar ve kimsenin dile getirmediği fakat iliklerimize kadar hissettiğimiz sınıflar, kimliksizler ve kayıtsızlar… Toplumun katmanlarını oluşturan tüm aşamaları toplu ulaşım araçlarında görebiliriz. İnsanların yüzüne baktığınızda ne görüyorsunuz bilmiyorum ama, ben terli atlar görüyorum. Evet at. Eyerli, gözlüklü atlar: Yalnızca hedefe odaklı, A noktasından B noktasına yol kat etmeye programlanmış, dürtüleri ile hareket eden, bunun için eğitilmiş, özgürlüğünü ve asiliğini yitirmiş evcil hayvanlar. İşlerde, evlerde ve ortak yaşam alanlarının bütününe baktığınızda bir kayıtsızlık, kabullenmişlik, sindirilmişlik görürsünüz.

Bireyler kimlik bunalımı yaşıyor. Yaşadığımız çağın en büyük tehdidi: Artık hiçbir şeyin gerçek olmadığı, bütün bu olup bitenlerin hayal olduğu düşüncesidir. Şuan bunu okuyorsan, gerçek: Artık toplumlar, güçlerinin farkında olmayan bireylerden oluşuyor. Kritik süreçlerde, kayıtsız ve kimliksiz bireylerin oluşturduğu toplulukların yaşatmış olduğu panik ataklar, her birimize sıçrıyor ve bizi hastalıklı bir hale getiriyor. Makinelerle sosyalleşiyoruz. Kendimize, gerçekte var olmayan bir alan yarattık ve şimdi aklımızın almayacağı, çoğunun kaynağı olmayan, birçoğu hurafeden ve varsayımlardan oluşan fikirleri ortaya atıyor, değiştiriyor, dile getiriyoruz. Kendimize yeni sanal kimlikler oluşturuyoruz: Her sosyal mecra için farklı bir kimlik. Hangisinin bizi gerçek kıldığını, ifade ettiğini eminim unutmuşuzdur. Savaş çığırtkanlığı yapıyor, tahrik ediyor, aşağılıyor, linç ediyor, gülünmeyecek şeylere gülüyor, ağlayacağımız şeylere susuyor, sorgulamamız gereken şeyleri sorgulamıyoruz. Toplum bilinçsizce bölünüyor. Her bölünüş, farklı bir türü ortaya çıkarıyor fakat bir noktada bir önceki bölünüş ile bir sonraki bölünüş arasında en ufak bir benzerlik yok. Her birey, bir başka açmazı yaratıyor. Bu, kendi paradoksunu yaratan bir paradoks.

─İşte tam da bu noktada kafanızı telefonunuzdan/bilgisayarınızdan kaldırın, uzaklara dalmayı bir müddet bırakın, o an çevrenizdeki sesleri dinleyin ve varsa yüzlere bakın. Az önce saydıklarımdan “belki daha da fazlası” hiçbirini göremeyeceksiniz. Her şeyin normal göründüğünü, akışa uygun ilerlediğini, herhangi bir tersliğin olmadığını farkedeceksiniz. Bu çılgınlık gibi görünüyor değil mi?
Fakat, biz, yani farkında olanlar, günün belirli saatlerinde, az önce bahsetmiş olduğum kimliksizlerle birlikte yol alıyoruz. Farkında olan herkes, yaşadığı kalabalığa ve uğultuya baktığında bir tımarhane görüyordur.
Gerçekliği yitirmeye başladığımız bir çağda henüz delirmediyseniz, şanslısınız.
Gerçekten.

Bir cevap yazın