Sosyal Kimlik Trajedileri ve Çıkmazlar2 Dk. Okuma

Daha fazla grup keşfetmek istemiyorum. Daha fazla gülücük, daha fazla yorum, daha fazla kamera görmek istemiyorum. Daha fazla emir kipi görmek istemiyorum, takip et, abone ol, kayıt ol, oturum aç, beğen, paylaş, yorum yap, yerini bildir, ilişki durumunu söyle, ne yediğini söyle, ne içiyorsun, kiminlesin, ne düşünüyorsun, söyle! Bunun hiç sonu gelmiyor. Sosyal kimliklerimizi dijital kimliklerimizle takas ettik, kimliğimizi terk ettik, simülasyon kimliklerle simülasyon bir evren yarattık ve hepimiz bunun içindeyiz. Bir arama motoru yapıldığından bu yana, kafamıza takılan her şeyi ona sorup, aldığımız cevaplarla tatmin oluyor bazense hastalık teşhisi koyuyor ve hastalığımızı onaylıyoruz! Sosyal profillerimizi küçük bir çipin içine yerleştirdiğimizden bu yana insan kalan yanlarımızı, bizi insan yapan her şeyi dokunmatikleştirdik. Sarılamıyoruz, öpüşemiyoruz, konuşamıyoruz, hissedemiyoruz. Bizim ifade ettiğimiz şeyleri tek bir görüntü ifade edebiliyor. Gülmek, ağlamak, üzülmek, endişe etmek, kaygılanmak, merak etmek, korkmak…
Yaptığımız şeyler, kimliğimiz, düşüncelerimiz, dijital profillerimize yüklendikçe gerçek kimliğimiz siliniyor. Dışarıda yürürken suratlarımız asıksa, bizi güldürecek bir arkadaş yerine, bir karikatür ya da komik bir video seçiyor, izliyor, anlık dozlarla bir sonraki krize kadar kendimizi savuşturuyor, rahatlıyoruz.
Ben tüm bunlardan çok sıkıldım ve yalnızca bir hayatım var, hepimizin yalnızca bir hayatı var! Az ya da çok, kararında ya da değil, hepimiz bir şekilde bunun içindeyiz. Bütün hayatımız, evrimimiz, ilerleyişimiz, kendimizi küçücük ekranlara hapsetmek, orada olup bitenleri endişeyle, merakla ya da öfkeyle takip etmek için miydi? Konuşmak, anlatmak, kendini kötü hissettiğinde birinin omzunda ağlamak, mutlu olduğunda birine sarılmak, gülmek… Ne zaman bu kadar iticilik, sıradanlık ve seçicilik gerektirdi?
Bunu pirim için yazmadım, beğeni almak için de yazmadım.
Ben bunu insan kalan yanlarımla yazdım; hala hissettiğim, canımın yandığı yerlerle.
Peki tüm bunlardan sonra,
Sen, ben, biz. Biz sahiden gerçek miyiz?

Bir cevap yazın